PHI PHI ADASI (KOH PHI PHI) Gezilecek Yerler

January 16, 2018

1/15
Please reload

Popüler Yazılar

Neye niyet!

August 8, 2016

Haziran 2009

Bangalore / HİNDİSTAN

GÜN 3

 

Şehir merkezinde taksiden inip üniversiteye gidecek olan otobüse bindik. Milattan önce üretilmiş otobüsümüz hareket edip yol aldıkça en arka sırada oturmakla ne büyük hata ettiğimizi anladık. Ama iş işten geçmişti artık. Her yer doluydu, koltuk değiştirme şansımız yoktu maalesef. Yoların bu kadar bozuk olabileceği aklımıza hiç gelmemişti, nasıl gelmedi hayret! Bavullarımızı arkaya yerleştirip, yanlarında olalım yeter diye düşünmüştük. Sanırım yorgunluk artık beynimizi de etkilemeye başlamıştı. Eğer yolun tamamı böyleyse, bedenimizin sağlam kalan son parçalarını da bu otobüste bırakacak gibi gözüküyorduk. İki dakikada bir girdiğimiz çukurlarda ruhumu teslim ediyordum sanki! Sadece tahtadan ibaret olan koltuklar, her zıplamamızda kuyruk sokumumun sakatlanmasına sebep oluyordu. Tümseklerden geçerken resmen ayaklarım yerden kesilip, başım tavana değiyordu. Böbreklerim yerinden çıkacak gibiydi! Ve ben tüm bu uyaranlara rağmen zaman zaman içimin geçtiğini, ayakta uyuya kaldığımı hissediyordum. “Jet lag” beni fena sarsmıştı, tek istediğim sadece uyumaktı.

 

Kâbus gibi geçen bir buçuk saatlik yolculuğun ardından nihayet okula geldik. Sudan çıkmış balık misali iyice sersemlemiş halde eşyalarımızla zar zor indik otobüsten. Çevremize bakınmadan bizimle ilgilenip yol gösterecek bir yetkili arayışına girdik hemen. Nereye gittiysek yüzümüze garip garip bakıp hiç bir şey yapmayan çalışanlarla karşılaşıyorduk. Sinirlerimiz iyice gerildi. Sonunda bir kadın bize ‘bir süre’ bekleme salonunda beklememizi ve bizimle ilgileneceğini belirtti. Ancak saat ilerlemesine rağmen bu ‘bir süre’ geçmek bilmiyordu. Uykusuzluğumuza açlık da eklenmeye başlayınca, kendimizi çok kötü hissettik. Odamıza kavuşmamız maalesef biraz daha zaman alacağa benziyordu. En azından yemekhaneye gidip karnımızı doyurabiliriz diye düşündük. Bizimle görüşecek olan yetkiliye bavullarımızı orada bırakacağımızı, yemeğe gidip tekrar geleceğimizi söyledik. Hintli sitilinde (başın kopmuş gibi hafifçe sağa sola oynaması) kafasını sallayarak bizi onayladı hanımefendi.

 

Sora sora yemekhanenin yerini bulduk. Ellerimi yıkamak için dışarıdaki muslukların yanına gittiğimde sabun yerine garip bir toz olduğunu görünce önce ne olduğunu anlayamadım. Bu toz kesinlikle bir deterjan değildi. Eski usul doğal yöntemlerden biri olmalıydı. Elime azıcık alıp, bol suyla yıkadım. Ancak ellerimde bir türlü temiz kokusu ve hissi oluşmuyordu.

Herkes yemekhaneye girerken dışarıda ayakkabılarını çıkarıyordu. Biz de ayakkabılarımızı çıkarıp, diğerleri gibi kapının girişindeki masanın üzerinde duran küçük yuvarlak tepsilerden birer tane aldık. Etrafımıza bakınıp çatal veya kaşık bulamayınca şaşkınlığımıza bir yenisi daha eklendi. Yemekleri elimizle yemek zorundaydık. Bu nasıl olacak ki? Her şey nasıl elle yenir?

 

Yemek yenen bölümde gördüğümüz manzara karşısında bir şok daha yaşadık. Salon ikiye bölünmüş şekilde, sağ tarafta erkekler sol tarafta da kadınlar yerde ince bir hasırın üzerine oturmuş yemek yiyorlardı. Eşimle birbirimize bakıp çaresizce neler olduğunu anlamaya çalıştık. Mecburen sıraya girip aldık yemeklerimizi. Sıvı, katı demeden tüm yemekleri köpek maması gibi tabağımıza koyup verdiler. Sol tarafa kadınların yanına doğru gidip oturdum. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum, resmen boğazımda bir şeylerin düğümlendiğini hissettim. Artık ne yemek yiyecek ne de konuşacak halim kalmamıştı. Ayakkabılarımızı çıkarmışız ama nafile yerler çok pis, çoraplarımın rengi değişti resmen. Her yerde karıncalar var. Safranlı pilava benzeyen yemekten başparmağım ve işaret parmağımla bir tutam alıp ağzıma attım. Fakat canım artık hiç bir şey yemek istemiyordu. Etrafımdaki Hintli kızlar meraklı gözlerle sürekli bana bakıyorlardı gülüşerek. Bir an önce dışarı çıkmak istedim. Biraz daha oyalanıp eşimin yemeğini bitirmesini bekledim. Onun kalktığını görünce yerimden fırlayıp yanına doğru koştum. Tepsilerimizi kendimiz yıkayıp yerlerine koyduk. Eşimin de benim de yüzümüzden düşen bin parçaydı. İkimizde çok iyi biliyoruz ki uzun süre için, bu şekilde birbirimizden ayrı kalarak yemek yememiz imkânsız! Böyle bir şeyle karşılaşacağımız hiç aklımıza gelmemişti. Belki geçici bir süre için katlanabilir insan ama uzun vadede çok zor.

 

Tekrar bavullarımızı bıraktığımız yere gidip artık odamızı vermeleri için baskı yapmaya karar verdik. Yetkili hanımefendiye epey dil döküp çok uzun yoldan geldiğimizi, çok yorgun olduğumuzu anlatmaya çalıştık. Sonunda diğer işlerini bırakıp bizimle ilgilendi. Bir süre daha bekledikten sonra içeriden çıkan genç bir çocukla beraber kalacağımız odaya doğru ilerledik. Kalan son enerjimizi de bavullarımızı sürükleyerek epey uzakta olan odamıza gitmek için kullandık. Kalacağımız binanın önüne geldiğimizde, dışarıdan hapishaneye benzemesine rağmen odamızın iyi olması için dua ediyordum. En azından bunca eziyete değecek kadar normal olmasını istiyordum!

 

Ağır bavullarımızla üç kat çıkıp, demir bir kapının önüne geldik. Kilidi dahi olmayan kapı açılırken nefesimi tutuyordum resmen. Evet, binanın dışarıdan görüntüsü hapishane gibi ama içi tam bir F Tipi Cezaevi!

Daracık odanın içinde sadece iki tane “cüce” yatağı ve demirden ufak bir dolap var.  Demir parmaklıklı pencere o kadar küçük ki içeriye bir kuş bile giremez. Odadaki minik banyomuz ise bir o kadar muhteşem! Var olan pis bir maşrapa ve kovanın etrafında örümcekler cirit atıyordu. Odaya girmemizle dışarıya kaçmamız bir oldu. Burası internette gördüğümüz odanın fotoğraflarına hiç benzemiyordu. Kesinlikle lüks bir oda bulmayı beklemiyorduk ama bu kadar da vahim olmamalıydı durum. Yolda başlayan kâbusumuz devam ediyor gibiydi. Yoksa ben sonunda dayanamayıp uykuya mı dalmıştım?!

 

Eşyalarımızı Allah’a emanet odaya bırakıp, bizimle adam gibi ilgilenecek birini bulmak için okulda arama taramalara başladık. Nihayet eşimin görüştüğü kişiye ulaşabildik. Karşımıza çıkan tip ise tam bir komediydi. Kıvıra kıvıra yürüyen, bol kıllı vücuduna takılar takan, elindeki son model cep telefonunu nereye koyacağını bilemeyen film karakteri gibi biri.

Ona, bize gösterilen odanın tam bir felaket olduğunu, düzgün başka bir oda istediğimizi söyledik. Tamam diyerek bizden biraz beklememizi rica etti. Artık beklemekten çok bunalmıştık ama yapacak bir şey de yoktu.

 

Kendimi çok aciz, çaresiz hissediyordum. Biraz daha ayakta kalırsam bayılacaktım! Yerlerde bile yatıp uyuyabilirdim, gözüm artık hiç bir şey görmüyordu, şarjı bitmekte olan bir telefon gibi son uyarı seslerimi veriyordum. Eşim halimi anlayıp çözümler üretmeye çalıştı. Aslında onun da benden pek farkı yoktu! Sonunda dayanamayıp bize verilen ultra lüks odaya doğru tıpış tıpış gitmek zorunda kaldık.

 

Odaya girdiğimizde aynı kâbusu tekrar görür gibi oldum. Cüce yataklarından birinin üzerine şalımı serip eşimle beraber cenin şeklinde yattık. Sanki dünyanın en rahat yatağında yatıyormuşuz gibi kafamızı koyar koymaz uyumuşuz.

 

Gözlerimi açtığımda hava kararmıştı ve biz hala harika odamızdaydık. Eşim derin uykusunda, kim bilir hangi alemlerdeydi rüyasında. Tuvalete gitmem gerekiyordu, usulca yataktan kalkıp tuvaletin demir kapısını ayağımın ucuyla hafifçe iterek araladım. Aniden çıkan gıcırtı sesiyle olduğum yerde zıplayarak irkildim. Kendi halime güldüm artık. Etrafıma fazla bakmamaya çalışıyordum, ama görmemek nafile! Her yerde örümcek ağları ve türlü türlü böcekler vardı. Dışarıda tuvaletimi yapsaydım daha hayırlı olurdu herhalde. En azından kokuyu içime çekmemiş olurdum. Lavaboda sabun olmamasına şaşmamalı tabi, ben de bavulumdakini hatırlayıp onu kullandım. Ellerimi defalarca yıkayıp arındırmaya çalıştım.

 

Karnım gurulduyor açlıktan. Çantamı kurcalayıp uçaktan aldığım bisküvileri bulunca yüzümde bir tebessüm oluştu çocuk gibi. Onları yerken, hayli ısınmış olan suyumu yudumladım bir taraftan.

Üstün körü de olsa temel ihtiyaçlarım karşılanmıştı, şimdi yine sert yatağıma dönme zamanı.

Please reload

Beni Takip et
  • Facebook App Icon
  • Instagram App Icon
  • Google+ App Icon
  • Twitter Classic
  • YouTube Classic
Please reload

  • Facebook Grunge
  • YouTube Black Round
  • Twitter Grunge
  • Google+ Black Round
  • Instagram Grunge

© 2017 by Gonca Duyan 

If light is in your heart, you will find your way hOMe

-Rumi